| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 45,6312 | 45,7134 | |
| EURO | 53,1224 | 53,2181 | |
| Bugün: | 6 |
| Dün: | 11 |
| Toplam: | 2199 |
Şanlıurfa’da dün yaşanan ve bir öğrencinin okulu basarak eğitim ortamını tehdit altına aldığı olay, sadece münferit bir güvenlik sorunu değil; eğitim sistemimizin, gençliğin ve toplumsal yapının geldiği noktayı sorgulamamız gerektiğini açıkça ortaya koyan ciddi bir kırılmadır. Bugün öğretmenlerimizin bu olaya tepki olarak iş bırakma eylemine gitmesi ise, sahada biriken öfkenin ve çaresizliğin somut bir yansımasıdır.
Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki; öğretmenler yalnız bırakılmıştır. Eğitimciler, artık sadece bilgi aktaran bireyler değil, aynı zamanda güvenlik riski altında görev yapan kamu görevlileri haline gelmiştir. Saygısızlık girdabına salınmış yani itibarsızlaştırılmıştır. Bu kabul edilemez.
Bu olay bize üç temel gerçeği göstermektedir. Nedir..? Uyuşturucu, şiddet, özenti…
Birincisi, okullarımızda güvenlik zafiyeti vardır. Eğitim kurumları, öğrencilerin ve öğretmenlerin kendini güvende hissetmesi gereken yerlerdir. Ancak gelinen noktada, dışarıdan müdahalelere açık ve kontrolsüz bir yapı söz konusudur.
İkincisi, gençler arasında artan şiddet eğilimi görmezden gelinmektedir. Bu durum sadece bireysel değil, sosyolojik bir sorundur. Aile, okul ve toplum üçgeninde ciddi bir kopuş yaşanmaktadır.
Üçüncüsü, öğretmenlerin itibarı ve korunması konusunda yeterli irade gösterilmemektedir. Öğretmen, devletin en temel yapı taşlarından biridir. Ona yapılan saldırı, doğrudan geleceğe yapılmış bir saldırıdır. Öğretmen geçim derdini mi düşünsün, eğitim kalitesini nasıl arttırabileceğini mi düşünsün yoksa “Hukuk Devleti” ‘nde güvenliğini de kendisi mi düşünsün!
Peki ne yapılmalıdır?
Öncelikle, okullarda güvenlik önlemleri acilen artırılmalıdır. Giriş-çıkış kontrolleri sıkılaştırılmalı, gerekli yerlerde profesyonel güvenlik görevlileri görevlendirilmelidir.
İkinci olarak, okullarda psikolojik destek ve rehberlik hizmetleri güçlendirilmelidir. Şiddete meyilli davranışların erken tespiti ve önlenmesi için uzman kadrolar artırılmalıdır.
Üçüncü olarak, öğretmene yönelik her türlü tehdit ve saldırıya karşı caydırıcı yasal düzenlemeler net bir şekilde uygulanmalıdır. Bu tür olayların “basit disiplin sorunu” gibi görülmesi ya da suça sürüklenmiş çocuk gibi görülmesi sorunu büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Dördüncü olarak, ailelerin sorumluluğu göz ardı edilmemelidir. Eğitim sadece okulda değil, evde başlar. Ailelerin bilinçlendirilmesi ve sürece aktif katılımı sağlanmalıdır.
Ve son olarak; Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili kurumlar, bu tür olaylara karşı reaktif değil, proaktif bir yaklaşım benimsemelidir. Sorun yaşandıktan sonra değil, yaşanmadan önce önlem almak esastır.
Bugün öğretmenlerin iş bırakma eylemi bir tepki değil, bir uyarıdır. Bu uyarı doğru okunmazsa, yarın çok daha ağır bedeller ödenebilir.
Eğitimde güvenlik, disiplin ve saygınlık yeniden tesis edilmeden; sağlıklı bir gelecek inşa etmek mümkün değildir. Bu nedenle herkesi sorumluluk almaya, aklıselimle hareket etmeye ve kalıcı çözümler üretmeye davet ediyorum.
MUHAMMET ÇİÇEK