| Merkez Bankası Döviz Kuru | |||
| ALIŞ | SATIŞ | ||
| USD | 45,6312 | 45,7134 | |
| EURO | 53,1224 | 53,2181 | |
| Bugün: | 6 |
| Dün: | 11 |
| Toplam: | 2199 |
Dijital çağın en güçlü araçlarından biri olan sosyal medya, bireylerin düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, örgütlenebildiği ve kamuoyu oluşturabildiği bir alan haline gelmiştir. Ancak son yıllarda “dezenformasyonla mücadele” ve “güvenli dijital ortam” gibi gerekçelerle sosyal medya platformlarına kimlik doğrulama zorunluluğu getirilmesi tartışılmaktadır. Bu tür uygulamalar ilk bakışta masum ve gerekli gibi sunulsa da, derinlemesine incelendiğinde ciddi sakıncalar barındırmaktadır.
Öncelikle kimlik onayı zorunluluğu, ifade özgürlüğü üzerinde doğrudan baskı oluşturma potansiyeline sahiptir. Özellikle otoriter eğilimlerin güç kazandığı toplumlarda, bireylerin gerçek kimlikleriyle görüş bildirmek zorunda bırakılması; eleştirel düşüncenin bastırılmasına, oto-sansürün yaygınlaşmasına ve farklı seslerin susturulmasına yol açabilir. İnsanlar işlerini kaybetme, sosyal baskıya maruz kalma ya da hukuki yaptırımlarla karşılaşma korkusuyla fikirlerini açıklamaktan çekinebilir.
Bir diğer önemli sakınca, kişisel verilerin güvenliği meselesidir. Kimlik doğrulama adı altında toplanacak verilerin nasıl saklanacağı, kimlerle paylaşılacağı ve hangi amaçlarla kullanılacağı çoğu zaman belirsizdir. Veri ihlalleri ve kötüye kullanım riskleri göz önünde bulundurulduğunda, bu tür sistemler bireylerin mahremiyetini ciddi biçimde tehdit edebilir.
“Dezenformasyonla mücadele” kavramına gelince; elbette yanlış bilginin yayılması toplumsal zararlar doğurabilir. Ancak burada kritik soru şudur: Dezenformasyonu kim tanımlayacak? Hangi bilgi “yanlış” olarak etiketlenecek ve hangi ölçütlere göre sansürlenecek? Bu noktada, iktidarların veya güçlü aktörlerin kendi politik çıkarlarına uygun içerikleri “doğru”, muhalif görüşleri ise “dezenformasyon” olarak damgalama riski ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle, dezenformasyonla mücadele söylemi çoğu zaman yalnızca bilgi kirliliğini önleme amacıyla değil, aynı zamanda kamuoyunu yönlendirme ve eleştirel sesleri kontrol altına alma aracı olarak da kullanılabilmektedir. Bu durum, demokratik toplumların temelini oluşturan çoğulculuk ilkesine zarar verir.
Elbette çözüm, tamamen denetimsiz bir dijital alan yaratmak değildir. Ancak çözüm; şeffaf, bağımsız ve hesap verebilir mekanizmalarla, ifade özgürlüğünü kısıtlamadan yanlış bilgiyle mücadele etmektir. Medya okuryazarlığının artırılması, platformların algoritmik şeffaflığı ve bağımsız denetim mekanizmaları bu alanda daha sağlıklı çözümler sunabilir.
Sonuç olarak, sosyal medyada kimlik onayı zorunluluğu ve dezenformasyonla mücadele adı altında getirilen düzenlemeler, doğru kurgulanmadığı takdirde özgürlükleri daraltan, bireyleri gözetim altına alan ve demokratik alanı zayıflatan uygulamalara dönüşebilir. Bu nedenle, her adımda temel hak ve özgürlüklerin korunması esas alınmalı; güvenlik ile özgürlük arasındaki denge, özgürlükler aleyhine bozulmamalıdır.
Unutulmamalıdır ki; adalet, yalnızca güvenliği sağlamakla değil, özgürlüğü korumakla da mümkündür.
Bu konuda AB ülkelerinden vetolar gelirken ya Türkiye olarak bizde durumlar nedir !
MUHAMMET ÇİÇEK